sürgün ülkeden başkentler başkentine - Blogcu



sürgün ülkeden başkentler başkentine

25/2/2007 - GONCA

Kategori: Siirler

Blog images

 

   GONCA

 GÜLERİN ARASINDA UTANARAK BAKAN GONCA

HANGİ DERTLE YÜKLÜSÜN NİYE ÖYLE SUSKUNSUN

 DERDİNİ SÖYLEMEYEN ÇARE BULAMAZ GONCAM

SÖYLE DERDİNİ,DEVA OLAYIM GÜZEL GONCAM

NE OLUR SÖYLE DERDİNİ UTANGAÇ GONCAM

PERİŞAN EYLEYEN BU DERT SENİ

YOKSA AŞK DİYE BİLDİĞİMİZ TATLI BELAMI

 SEVMENİN AYIBI OLURMU SÖYLE GONCAM

 BEN AÅžIÄžIM,BEN SEVDALIYIM DİYE BİR ÇIÄžLIK

BÜTÜN DÜNYA DUYSUN,ŞAHİT OLSUN SEVDANA

YER GÖK İNLESİN, SENİN BU SEVDANLA…

Blog images


Yorum (6) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

24/2/2007 - Goncam

Kategori: Edebiyat

~GONCAM~

 

Ey kışa baharı müjdeleyen, güzelliğiyle gönülleri cezbeden ve asırlar öncesinin buğusuyla âşıkları mest eden; nuruyla karanlık dehlizlerde boğulanlara yol gösteren goncam, sen açılıp güle devşirme. Sana kapanmak yaraşır, sakın diğer çiçeklere imrenme. Sana farzdır gizlenmek mabedinde. Yapraklarını açıp nice gözlerle meşk etme hevesinde misin? Gel vazgeç gonca gülüm, gel vazgeç! Yaprakların dökülmeye başlarken hangi hayran nefesi duyarsın sinende? O zaman kimse koklamaz ruhunu goncam. Farkına bile varmazlar, üstüne basıp çiğneyiverirler umarsızca. Ve sonra onlar yeni goncalar hevesinde sarhoş olurlar. Gel sen hep gonca kal.


"Örtün" emri karşısında bir an duraksamadan etekliğini başına geçirme aşkında olan silsilenin rind-i şeydası. Senin de ruhunu örten yaprakların varmış, onları açıverme. Ruhsuz beden "et"ten ibarettir. Beden giysin ruhuna dar mı geldi goncam? Lütfen goncam sen bedenini ruhsuzluğa terk "et"me. Yazık edersin kendine.


Hazineler okyanusun derinliklerinde keşfedilmeyi bekler. Binler onu keşfetmeye heves eder de yalnız bir kişi o cevheri elde eder. Bugünden gözleri doyurup değerini düşürme. Bülbülünü tazeliğinden mahrum etme. El, kol, bacak, gövde peki değerin söyle nerede? Bugün övündüklerin yarın çürüdüğünde ruhuna ıstırap basacaksın. Nazenin fıtratın, titrek ruhun bunlara alışkın değilken nasıl bir gafletle bu serginin nadide parçası olma gayretiyle çırpınırsın! Seni senden daha iyi bilen ve o güzellikleri sana verene isyan etme. Gonca gülüm bari sen nisyan etme! Taabbûdi bir itaat başına taç olsun. Gönlünü secdeye eğdir her şeyden önce. Gözyaşlarını yüzdür dua iklimlerinde. Zamanın son diliminde sen diğerlerine benzememekle övün goncam! Sen hayânla övün. Başkalarına benzeme hastalığına senin haysiyetli ruhun da kapılmasın. Yaşadığın gibi inanma. İnan ve yaşa! Gel vazgeç sen "gül"me goncam. Ağırbaşlı bir edayla sen hep saklı kal. Açılma vaktinin duası kabul olur elbet sen sabırla acıyı ruhuna sar.


Giyin, denmedi sana goncam yapraklarınla "örtün". Anla artık, o senin fıtratına basılmış mührün. Hayadır sana bahÅŸedilmiÅŸ en münevvir örtün. Goncam, sen özenme güllere, güller sana özensin. Gonca gülüm bahar bahçelerinde sen binlerce gül-i rânâ’dan daha güzelsin.

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

17/2/2007 - Yıllar Sonra Seni Gördüm

Kategori: Siirler

Yıllar Sonra Seni Gördüm

Yıllar sonra seni gördüm,
İşte o an o an öldüm,
Elinde bir çocuk vardı,
Ağlıyordun ağlıyordun.


Yıllar sonra seni gördüm,
Saçlarını tel tel ördüm,
Hayal ettim, hayal gördüm,
Ağlıyordun ağlıyordun.


Yıllar sonra seni gördüm,
Seni seviyorum dedim,
Gözlerini yere eğdin,
Ağlıyordun ağlıyordun.


Yıllar sonra seni gördüm,
Seni seviyorum dedim,
Gözlerinde yaşlar vardı,
Ağlıyordun ağlıyordun.


Yıllar sonra seni gördüm,
Halin nedir diye sordum,
Sözlerinde sitem vardı,
Ağlıyordun ağlıyordun.


Yıllar sonra seni gördüm,
Seni seviyorum dedin,
Elimden birÅŸey gelmezki,
AÄžLIYORUM AÄžLIYORUM..........

 

Yusuf Önder Bahçeci

 

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

15/2/2007 - Kalbin KurduÄŸu Hayal: AÅŸk

Kategori: Edebiyat

Kalbin KurduÄŸu Hayal: AÅŸk

 Stan Calin-Andrei Copyright ©2006"Aşkı harcayanlara,kendi değersizlikleriyle aşkı da değersiz kılacaklarını sananlara bir tepki olarak sevdiğim bir yazarın yazısını göderiyorum." ( Gökhan Özcan )

Hayatın getirip insanın önüne koyduğu sorulardan en zoru, "Aşk nedir?" sorusudur belki de. Yaşanan aşk sayısınca cevap bulunmuştur bu soruya. Ya da yaşanan aşk sayısınca cevapsızlık...

"Aşk herşeyin başı, sonu ve ortasıdır" diyen La Cordaire, soruyu koyulaştırmaktan öte bir gayret göstermemiştir mesela. Öyledir, "Aşk nedir?" sorusu cevaplarıyla koyulaşan bir soru olarak eskimezliğini sürdürmektedir insanlığın eskimiş onca sorusu arasında. Her daim kendini yenileyen, bir kere geldiği anlama bir daha gelmeyen ve çözülmeye başlandıkça daha çok düğümlenen ve cevaplandıkça daha bir sorulaşan bir sorudur: "Aşk nedir?"

Belki de aşkı bir tarife sığdırmaya çalışmakla daha en başından kaybediyoruz girdiğimiz savaşı. "Aşkı anlatabilmek için yeryüzünde var olan dillerden başka bir dil ister" diyen Eugene Delacroix haklıdır sonuna kadar belki de söylediğinde. Belki de aşkın bir yanımızı hep yanılgıya düşmüş gibi hissettiren hızıyla bir benzerliği vardır aşka bir tarif aramanın. Belki de aşk, dilsiz kalmaktır da, biz zorlayıp dururuz yine de kelimelere kendimizi.

Sonuçta dile gelen bütün tarifleri mantığın eseri olarak görmek gerekiyor. Oysa Antoine Bret’e göre "AÅŸkın ilk soluÄŸu, mantığın son soluÄŸudur". Mantığın buyurgan adımlarıyla yürüyerek ulaÅŸabileceÄŸimiz bir menzil deÄŸil demek ki aÅŸk. O zaman, sırf bunu deneyip durmakla bile mahkum olabiliriz kaybolmanın içinde debelenip durmaya. Öyle ya aÅŸk, kalbe gelen bir tarif olarak kalacak ve mantığın yüzüne bile bakmayacaktır belki de.

İşin içine kalp girince içerilere yönelmek ve sadece duygularla ilgilenmek gerekiyor. Bir tarif bulmaya hiç yeltenmeyen Bailey, aşkın geldiği yerle ilgili esaslı bir ihtimalden sözediyor: "Aşk dünyanın en tatlı mutluluğu ile en derin acısından yaratılmıştır". Bu, kalbin aklına yakın bir ihtimal doğrusu. Aşkın "tatlı mutluluğu"nu ve "derin acısı"nı hangimiz hissetmedik kıyasıya varlığımızda. Hangimiz yoğrulmadık aşkın bu sarhoş eden hamuruyla. Aşk hakkında bildiğimiz tek gerçek de bu aslında; hayat ağacının bu iki uzak dalı arasına kuruluyor aşkın akılları baştan alan salıncağı. O tatlı mutlulukların ve o derin acıların...

Ama mecaza dikkat kesilelim burada; aÅŸkı bildiÄŸimiz en ulu aÄŸacın bile gölgesine sığdırmaya cüret etmeyelim. Öyle aÄŸaç olmayan bir aÄŸaç düşünelim ki, bir dalı dünyanın bir ucunda olsun, diÄŸer dalı diÄŸer ucunda. Ona öyle salıncak olmayan bir salıncak kuralım ki, bir bu ucuna uçsun o salıncak, bir diÄŸer ucuna. Olsa olsa gel-gitine benzetmekle yetinelim aÅŸkı, bu rüzgarlı uçuÅŸmanın. Ya da eÄŸer duymaya kulağımızın eni boyu yetiyorsa, "AÅŸk öyle engin bir denizdir ki, ne kenarı vardır, ne de ucu bucağı" diyen Mevlana’ya kulak verelim.

Kimilerine göre bütün bu gayretlerin nihayetinden geriye kalan tarifsizlik, tarifler içindeki en sarih tarife işaret eder. Öyle tarifsiz birşeydir ki aşk onlara göre, başka hiçbir şeyde olmayan bu berrak tarifsizliğiyle tarif edilebilir ancak. İsimsizliğin bir isim, sessizliğin bir ses, yangınsızlığın bir yangın olması gibi...

Bu noktada bir müşkülat da yok değil. Böylesine berrak bir tarifsizlik için, önce hayat sayısı kadar çok tarifin biraraya getirilmesi gerekiyor kaçınılmaz olarak. Çünkü böyle berrak bir tarifsizlik, yaşanmış bütün hayatlar bir kristal potaya damıtıldığında biriktirilebilir. Sadece bu mu; hayatların gerçekten yaşanması, gözlerin gerçekten görmesi de gerekiyor tarifsizliğe varacak tarifleri derlemek için. "Aşk gözle değil, ruhla görülür" diyen Sheakspeare haksız mı? Peki ya aşkı görecek ruhu hayatın içinde tutmak kolay mı?

Belki de kolay! "İnsan sevmeye baÅŸladı mı, yaÅŸamaya da baÅŸlar" ÅŸeklindeki denklemi doÄŸru olamaz mı Madame Scudery’nin? En azından içinden aÅŸk geçen insanların bir itirazı olmaz bu denkleme. Onlar bilirler, aÅŸk bitince hayat da biter; kalbin çarpıntısı durur. Geriye uzun ve çekilmez yaÅŸamak taklidi ve kan pompalamaktan baÅŸka iÅŸe yaramayan bir et parçası kalır. AÅŸkı bir kez tadanın gerçeÄŸi artık budur. Ya da çıkarırsak baklayı aÄŸzımızdan: AÅŸk ki, kalbin kurduÄŸu en gerçek hayal!

Aslında bütün sözler birbirine benzer. ÇeliÅŸkiler bile birbirini bütünler. "AÅŸk kulübeyi altından bir saraya benzetir" diyen Holty’nin coÅŸkusu, "AÅŸkı kitaplara soktukları iyi oldu, yoksa belki de baÅŸka yerde yaÅŸayamayacaktı" diyen Faulkner’ın hayal kırıklığı ile hiçbir biçimde çatışmaz. Çünkü aÅŸkın ölçüsü kendisidir. Yalnız kendi terazisinda tartılabilir aÅŸk. AÅŸkın karşısına çıkarken genelgeçer bilginin kılıçlarını kuÅŸananlar, sadece komik duruma düşmez, yaralanırlar da.

Peki aşkın hiç mi kaidesi yok? Var tabii; ama bilinmeli ki kaidesini de kendi koyuyor aşk. Yani sadece kendi kaidesiyle bile, öteki bütün kaidelerin istisnası oluyor bizzat. Bir başka ifadeyle her aşkın hukuku kendine. Suçu ve cezası da... Öte taraftan aşkın dokunduğu herkesi önü alınamaz bir mahkumiyete sevkettiği de aşikâr. "Ben çiçek gibi taşımıyorum göğsümde aşkı / Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum / Gelmiş dayanmışım demir kapısına sevdanın / Ben yaşamıyor gibi yaşamıyor gibi yaşıyorum / Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum" mısralarında işte böyle bir mahkumiyetten, böyle bir bedelden sözediyor Sezai Karakoç. Aşkını göğsünde kurşun gibi taşımaya cesareti olanların, ömürlerine hiç durmadan kanayan bir yara eklemekten korkmaları beklenemez kuşkusuz. O zaman, hiç tereddüt etmeden söyleyebiliriz, korkularla sarmalanan hayatlardan beraat anlamı taşıdığını aşk mahkumiyetinin.

Dikkat edin, "aÅŸk mahkumiyeti" dedik. AÅŸkı gündeliÄŸinin eÄŸlencesi olarak heybesinde bulundurmak isteyenlerin mahkumiyetleri bâki kalıyor. AÅŸkın bir namusu, sevmenin bir yolu yordamı olacak elbet. Edip Cansever’in pusulası bana uyuyor: "İçinden doÄŸru sevdim seni / Bakışlarından doÄŸru sevdim de / AÄŸzındaki ıslaklığın buÄŸusundan / Sesini ses yapan sözcüklerden sevdim bir de / Beni sevdiÄŸin gibi sevdim seni / Kar bırakılmış karanlığından". Evet benim aÅŸktan yana yolculuÄŸumun güzergâhı bu: Karanlığın içinde kar beyazlığı, kar beyazlığını çevreleyen hayat karanlığı... Uymadıysa size, aÅŸkınız bir pusula sunacaktır size.

Söyledik ya başta; çözdükçe düğümleniyor aşkın yumağı. Çeliştikçe bütünleniyor aşk çiçeğinin toprağı. Durmak lazım ırmakların denizlerde kaybolduğu gibi sözlerin nihayete ulaştığı yerde.

Aşk tarif tutmaz biliyorum. Ama aşk bizim nafile tariflerimizle tarifsizleşsin diye söyleyeceğim kendi tarifimi yine de:

Aşk çift kişilik bir yalnızlıktır.

Hak getire!..

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

11/2/2007 - Hiç düşündünüz mü hayatınızı nasıl yaşıyorsunuz?

Kategori: Edebiyat

Hiç düşündünüz mü hayatınızı nasıl yaşıyorsunuz?
SORU:
Ahirette hesabını verebileceğiniz bir hayat yaşadığınızdan emin misiniz? Yani memnun musunuz hayatınızın bugüne gelinceye kadar tükettiğiniz kısmından?..

Diyebilirsiniz ki: - Hayat nasıl yaÅŸanırsa memnun olunur, onu bir hatırlayalım ki soruya doÄŸru cevap vermiÅŸ olalım… Hemen arz edeyim.

- Hayat, bu hayatı verenin rızasını kazanma esas alınarak yaÅŸanıyorsa memnun olunur, mutluluk duyulur. Åžayet hayatın geçen devrelerinde hayatı verenin rızasını kazanma yolunda hizmet yoksa, hep nefsi nefsi diyerek tüketilen bir ömür söz konusu ise, bir yaralı parmak sarılmamış, bir gözyaşı silinmemiÅŸ, bir hayırlı hizmetin ucundan bucağından tutulmamış, hep nefsine yönelik bencil hayat yaÅŸanıyorsa, sahip olunan imkanlar yalnızca nefsine hizmete kilitleniyor, çevredeki muhtaçlara, bekleÅŸenlere hiç destek verilmiyor, hep ilgisiz kalınıyorsa... İşte piÅŸmanlık duyulacak bir hayat... İrÅŸad eserlerindeki ifade ile, içinde altını olmayan bakır bir hayat... Halbuki hayatın içine hizmet altını katılmalı, hep nefsi nefsi diyerek deÄŸil biraz da hizmeti hizmeti diyerek yaÅŸanmalı, ‘ben de varım, yalnız deÄŸilsiniz, diyebilmeli...

Bazı kimseler görmekteyim. Elinde imkanı da var, salahiyeti de var, şan şöhreti de mevcut... Ama yanında götüreceği hiçbir himmet ve hizmeti mevcut değil... Bütün imkanlarını şahsi hayatına, yani nefsine tahsis ediyor. Hiçbir hizmete, himmete ve toplumsal hayra desteği ve ilgisi olmuyor. Bunca imkanı ha varmış ha yokmuş, bir farkı olmuyor. Yok olanın da hizmeti, himmeti yok; var olanın da hizmeti himmeti yoksa, var olan da yoksulun ta kendisi demek değil midir?.. O da bunca varlıklarına rağmen yoksul olarak gidecektir öbür âleme. Defteri boş, hizmet ve himmet hanesi tamtakır... Ne kıymeti var bu varlık ve imkanın? Salahiyet ve şöhretin?..

İnsan, hayatının geçen kısmını gözden geçirirken bunları düşünmelidir... Bir gözyaşını silmiş mi, bir yaralı parmağı sarmış mı, çevresindeki bir yoksula yardım edip derdine derman olmuş mu? Bir hayır hizmetinin ucundan bucağından tutmuş, insan yetiştirmede karınca kararınca görev almış, hizmet ve himmet yüklenmiş, ben de varım, diyebilmiş mi?

İşte bu sorulara vicdanından ‘evet’ cevabı geliyorsa ne mutlu ona. Sevinç duymalı, şükürler etmeli, yaÅŸadığı hizmet ve himmet dolu hayatından dolayı... Daha fazlasını, daha özelini ve güzelini yaptırması için Rabb’ine dualarını sürdürmeli...

Yaşadığı her günün hesabını yapan büyük halife Hazreti Ömer (ra) akşam, yatağına uzanırken nefsine sorduğu soru aynen budur:

-Ey Ömer! Bugün Allah için ne yaptın? Var mı Allah için bir himmet ve hizmetin?

Hayatının tamamı zaten himmet ve hizmetle geçen büyük halife her akÅŸam böylesine bir nefs muhasebesine girer de tekrar nefsini sorguya çekerse, bizim nasıl bir nefs muhasebesi içinde olmamız gerekir siz düşünün. Efendimiz (sas)’in ikazı da bu muhasebeyi saÄŸlamak içindir zaten: “Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin!..”

Şimdi baştaki soruyu bir daha sorabilir miyim? -Hayatınızı nasıl yaşıyorsunuz? Size bu hayatı verenin rızası yolunda mutluluk veren himmet ve hizmetle geçen bir hayat mı? Yoksa sadece nefsi nefsi diyerek tükettiğiniz bencil bir hayat mı? Kararı siz verin. Çünkü karar verdiğiniz hayatın hesabını da siz vereceksiniz...
Sayı: 218
Bölüm: Hayatın İçinden
" ALINTI ailem dergisi"


Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Ve yalnızlık sigara külü kadar yalnızlık Ne güzel seni bulmak bütün yüzlerde Sonra seni kaybetmek hemen her yerde Ne güzel bineceğin vapur kaçırmak Yapayalnız kalmak iskelelerde

Son Yazılarım

GONCA
Goncam
Yıllar Sonra Seni Gördüm
Kalbin KurduÄŸu Hayal: AÅŸk
Hiç düşündünüz mü hayatınızı nasıl yaşıyorsunuz?

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
ArÅŸiv
e-posta
YARESULALLAH

Kategoriler


Gönül Dostları

Image Hosted by ImageShack.us